En Son Haberler


Gerçek sorunların farkına varmak

İslam dünyası toplumları olarak, modern zamanları gerçek tarihin, gerçek siyasetin ve gerçek sorunların farkına varamadan, büyük ölçüde israf ederek geçirdik.Tarihsel yanılsamalarla ilgili olarak, eleştirel analizler yapma konusunda sorumluluk almaktan kaçındık. Modern zamanlarda, geçmişte yaşayan Müslümanların hiç bir şekilde karşılaşmadıkları sorunlarla karşı karşıya bulunduğumuz halde, bu sorunlara yeni cevaplar bulmamız gerekirken, bunlar üzerinde düşünmek durumundayken, eski cevapların sınırları içerisinde kalarak bir çıkış yolu aradık.

Onaltıncı yüzyılda modern dünya ekonomik sisteminin kurulmasıyla birlikte, bütün toplumlar dünya ekonomisiyle bütünleşmenin yolunu seçtiler. Onsekizinci yüzyılda dünya ulus-devletler sistemine girdi. Onsekizinci yüzyılda Uluslararası güç dengesi Batı yararlarıyla bütünleşecek şekilde dönüştü. Bu tarihten itibaren Batı dışı imparatorluklar, Osmanlı imparatorluğu da, önce askeri alanda,sonra her alanda Batılı stratejileri, yöntem ve yaklaşımları ithal etmeye başladılar. Bu stratejileri ithal etme ihtiyacı duyan ülkelerde, ideolojik propoganda yoluyla toplumlarımızın zihin dünyaları işgal edildi, kimi toplumlar doğrudan sömürgeleştirildiler, işgal, istilalara maruz kaldılar. Sonunda, bir şekilde, bütün toplumlara Avrupa kurumları dayatıldı. Modernlik, Avrupa deneyiminin bütün boyutlarıyla taklit edilmesi anlamına geldi.

KÜLTÜREL VE ZİHİNSEL İŞGALLER
İslam dünyası toplumlarında yanlış bilinç üzerinde temellendirilen gelenek, büyük bir aldanışla sonuçlandı. Bu gelenek, Avrupa narsisizmi ve kibri karşısında çaresiz kaldığı için, sözünü ettiğimiz narsisizmle hesaplaşamadı. İslami anlamda kendilerini temsil edemeyen, yalnızca taklit/kopya yolunu seçen toplumlar/kültürler, modern/seküler yapılar aracılığıyla temsil edilme yolunu seçtiler.
İslam dünyası toplumları, kimi zaman resmi emperyalizmlere maruz kalırken, çoğu zaman gayriresmi emperyalizmlere maruz kaldılar. Resmi emperyalizm fiziksel işgal, katliam, soykırım, yıkım şeklinde gerçekleştirilirken, gayriresmi emperyalizm kültürel/düşünsel/zihinsel işgaller, soykırımlar yoluyla gerçekleştirildi. Her tür emperyalizm, Avrupa dışı toplumlara ve kültürlere bir uygarlaştırma misyonu gibi sunulmak suretiyle normalleştirildi, sıradanlaştırıldı. Her tür emperyalizm, ideolojik bir dil/söylemle meşrulaştırılabiliyor, bu dil/söylem aracılığıyla Müslüman halklar sessizleştirilebiliyor. İdeolojik inşalarla toplumlarımız sömürgeci tarih yazımının nesnesi haline getirilebiliyor.

MİLLİYETÇİLİKLERE MAHKUMİYET
İslam dünyası toplumlarında, geleneğin, halk dindarlığının İslamın yerine geçmesi, ulus-devletlerin siyasi tarihe girişi, milliyetçiliklerin en büyük siyasal değer haline gelmesiyle birlikte, İslami tarihsel akış büyük ölçüde kesintiye uğradı ve toplumlarımız emperyalizme açık hale geldi. Birden çok kimliği-kültürü bir arada barındıran, kültürel çokluğu temsil eden İslami kapsayıcılık ahlakı/bilinci; kültürel kimliklerin ulus-devletler tarafından belirlenmesi, azınlık kimliklerini, azınlık kültürünü sorun haline getiren süreçlerle birlikte yok oldu. Günümüzde de, ulus-devletler ne yaparlarsa yapsınlar milliyetçiliklere mahkum olmaktan kurtulamıyor. Milliyetçiliklere mahkum olmak da, ulus-devletleri bir şekilde militarizmlerle birlikte olmaya sevk ediyor.
İslam dünyası toplumları maruz kaldıkları sömürgeci saldırılar, maruz bırakıldıkları zihinsel/kültürel ihtida ve entelektüel yetersizlik sebebiyle toplu bir bilinç kaybı yaşıyor. Aktivist tarih felsefecilerine ve eleştirel düşünürlere sahip olmadığımız için, maalesef, İslamın evrensel varoluş bilincini ve ufkunu temsil edemiyoruz. Aynı nedenlerle ideolojik ve sömürgeci inşa'larla, üretimle hesaplaşamıyor, değişen koşullara cevap verme yeteneği ve iradesinden yoksun olduğumuz için yine sömürgeci bir icat olan “ılımlı İslam”ın sınırları içerisinde kalmaya özen göstererek, kendimizi tekrar etmeye devam ediyoruz.

MEZHEPÇİLİĞİN DERİN ETKİSİ
Günümüz Ortadoğu'sunda, bugün, tarihsel bir dönemlendirme için temel teşkil edebilecek yapısal bir değişim yaşanmıyor. Küreselleşme aracılığıyla gayriresmi emperyalizmin ve sömürgeciliğin etkili ve dönüştürücü bir biçimde sürdürülebildiği bir dönemde, Ortadoğu'da ne yazık ki, rakip milliyetçiliklerin, mezhep siyasetlerinin, mezhep kimliklerinin öne çıkarılması mezhepçiliklerin siyasal sistemin bir parçası halini alması, jeostratejik anlamda bölgesel hakimiyet mücadelelerinin derinleşmesi, her ülkede, her alanda istikrarsızlığın genişleyerek yayılması, İslami/tevhidi bütünlük ve dayanışma bilinci açısından bakıldığında, açıklanması mümkün olmayan anormal bir durumun,patolojik bir durumun adıdır.

BÜYÜK TRAVMA YAŞIYORUZ
Günümüzde Ortadoğu'da yaşanan her rekabet, her çatışma, her gerilim, her jeostratejik nüfuz mücadelesi, bölgede Batı sömürgeciliğinin, modern/emperyal dünya görüşünün ve uygarlığın vazgeçilemez bir temsilcisi/sözcüsü olarak varlığını sürdüren İsrail'in işine yarıyor. Bölgede, bütün rakip taraflar her alanda güç ve nüfuz kaybı yaşarken, İsrail güç kazanmaya devam ediyor.
Modern zamanlar boyunca, hayatın her alanında büyük güçlerin alçaltıcı dayatmalarına maruz kalan İslam dünyası toplumları, bu dayatmalar sebebiyle çok derin travmalar yaşıyor. İslami dayanışmanın yerini etnik dayanışmaların almış olması, seküler bir dayatmadan başka bir şey değildir. Modernitenin de nesnel bir ölçüt değil, kaba güç yoluyla dayatılan bir ideoloji olduğunu hatırlamak gerekir. Geçmişte ulus-devlet'i icat ederek, bu modeli dokunulmaz kılanlar, bugün, ulus-devletin aşıldığını söyleyerek, ulus-üstünlüğü öneriyor. Bir diğer yanda da, siyasal meşruiyetin temeli olarak otoriter hanedanlığı alan kimi faşist kabile şefleri, İslam topraklarını kendi şahsi mülkleri gibi yönetmeye çalışıyor. Modern-emperyalist çıkarlara hizmet etmek koşuluyla, faşist kabile şeflerinin yönetimi hiç bir zaman modernler için bir sorun teşkil etmiyor.


 Okunma Sayısı : 2296

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 977783

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.