En Son Haberler


Tarihin varoşlarında yaşamak

Bir toplum için, bir kültür için, en büyük yoksunluk, en büyük mahrumiyet, en büyük sorun, en büyük zaaf, kendi dünya görüşünü, kendi değer sistemini temsil iradesine sahip olamayışıdır. Bugünün dünyasında İslam toplumlarının siyasal anlamda varoluş hakları yoktur. İslam'ı yalnızca romantik bir duyarlılık şeklinde yaşayan, yaşayabilen Müslümanlar, kendi tarihsel-siyasal konumlarının farkında ve bilincinde değiller. İslam dünyasında, İslam romantik/nostaljik bir duyarlılık biçiminde yaşatıldığı için, uluslarüstü İslami bir kamuoyu bilinci oluşturulamamıştır. Bu nedenledir ki, bugün, İslama ve Müslümanlara yönelik ortak-emperyal tehdide, ne yazık ki, ortak karşılıklar verilemiyor.

DEVLET/İKTİDAR MÜSLÜMANLIĞI

Bilimsel-teknik çağın, bilginin, dünya görüşünün ortaya çıkışı ve tarihi ele geçirmesiyle birlikte, İslam dünyası toplumlarında din, yalnızca ruhsal bir gerçekliğe indirgendi, ruhsal alana kapatıldı. Bu süreçlerle birlikte toplumlarımız sıradanlıklara, tekdüzeliklere, dar görüşlülüklere, dogmatik fanatizmlere ve her tür konformizmin çürütücü etkilerine maruz kaldılar. Dışarıdan ya da içeriden her hangi bir olumsuz etkiye maruz kalan, bu etkilere katlanan toplumlar ve kültürler eylemde bulunma yeteneklerini kaybederler, bağımsız bir iradeyi temsil edemez ve büyük sayılardan ibaret hale gelirler. Sözünü ettiğimiz çürütücü konformizm sebebiyle toplumlarımız, tarihsel değişim/dönüşüm hareketlerine kayıtsız kaldılar, bu hareketlerin dinamikleri ve mahiyetleriyle ilgili çözümlemeler yapmadılar, devlet Müslümanlığıyla, iktidar Müslümanlığıyla bütünleştiler. İslami düşünce hayatı her tür otoriteyi meşrulaştıran, her tür otoriteye itaati emreden zihniyetle-gelenekle bugüne kadar hesaplaşabilmiş, ya da bu zihniyetin niteliğini İslami anlamda sorgulayabilmiş değildir.

SEKÜLER PARADİGMANIN SINIRLARINDA MAHKUMUZ

Şimdi'nin tarihine nüfuz edemeyen, şimdinin tarihini etkileyemeyen, geçmişte yaşayan bir kültüre bağlı bulunduğumuz için, tarihsel gerçekliklere kayıtsız kalıyor ve tarihin varoşlarında yaşıyoruz. Şimdi'yi dönüştüremeyen, şimdi'yi etkileyemeyen bir geçmişte yaşamakla, geçmişi olmayan bir şimdide yaşamak aynı şeydir. Günümüz İslam toplumlarında ne yazık ki, hiç olmaması gereken şeyler oluyor. Sosyal patolojiler derinleşiyor. Nitelikleri temsil ederek, ahlaki ilkeleri temsil ederek varolmak yerine, başarıyı yücelterek var olmayı seçiyoruz. Ahlaki ilkelere, esaslara ihtimam göstermiyoruz. Ortak meselelerimiz, dava kaygılarımız olmadığı için farklı ilgiler, farklı beklentiler, farklı hassasiyetler sebebiyle birbirimize yabancılaşıyoruz. Gündelik hayatın içerisinde, kapitalist-liberal-seküler kaygılar ve ilişki biçimleriyle haşır neşir olduğumuz için, bu ilişkilerin/kaygıların İslami varoluşumuzu hangi ölçüde tahrip ettiğini görmüyor, anlamıyor, anlamak istemiyoruz. Pragmatik ilişkiler, pragmatik bir kültür oluşturuyor. İnsan-nesne ilişkileri, maddi sınırlar içerisinde cereyan eden bir sosyalleşmeye yol açıyor. Bugün, Müslümanlar bile kendilerini metalar yoluyla ifade etmeye, gerçekleştirmeye, kanıtlamaya çalışıyor. Her şeyin ölçülüp biçildiği, her şeyin ölçülüp biçilebildiği matematikleştirilmiş bir dünyada insanlar da bir hesap makinesine dönüştürülüyor. Bütün kutsallar birer birer aşınıyor. Seküler/ideolojik klişelerin dili, genel-modern bir dil muamelesi görürken, din dil, özel-arkaik bir dil olarak algılanıyor. Sömürgeci bilgi-ideoloji, seküler meşruiyet, seküler haklılığı her durumda gündemde tutarken, bizler ahlaki meşruiyet ve haklılığı gereği gibi temsil edemiyoruz. Zihin ve idrak dünyamız seküler paradigmanın sınırları içerisinde kalarak hareket ettiği için, kendi dilimizi, düşücemizi, kültürümüzü yeniden ele geçiremiyoruz.

ZİHİN DÜNYAMIZA EL KONULDU

Statüler aracılığıyla, nesneler aracılığıyla gerçekleşen kültürel ilişkiler toplumsal birliktelikleri, ortaklıkları aşındırıyor. Birbirimize yabancılaştığımız için, birbirimizi anlayamıyor, birbirimize bir şey söyleyemiyoruz. Tüketim kapitalizmi tarafından acımasızca sömürülen kadınlar, kozmetik-model tüketicisi haline geliyor. Modern-seküler bireyin zihin dünyası kolonyalist klişelerden oluşuyor. Emperyalist amaçlar için araçsallaştırılan bilgi-kültür-ideolojinin kısıtlamalarına maruz kaldığımız için, sömürgeci olmayan, ideolojik olmayan bilgiyi, dili, kültürü tanımlayamıyor, bu tür bir bilgi/dil/kültür üzerinde düşünmüyoruz. Farklı, bağımsız İslami varoluşu, bilgiyi, dünya görüşünü, hayat tarzını düşünce konusu, tartışma konusu haline getiremiyoruz, getirmek istemiyoruz. Yerel/taşralı/etnik/mezhepçi bağnazlıklarımız, saplantılarımız sebebiyle, İslami içerikle entelektüel tarihe dahil olamıyoruz. Bunun içindir ki, sömürgeci dil, bilgi, düşünce, kültür, tarih, siyasal ve ekonomik model normalleşiyor, sorun olmaktan çıkıyor, vazgeçilmez hale geliyor. Bu dilin, bilginin, modelin tahakküm üreten yanı/boyutları farkedilmiyor.

Sömürgeci bilgi yoluyla zihin dünyamıza, düşünce ve kültür dünyamıza maalesef el konulmuştur. Sömürgeci bilgiyle, düşünce ve kültürle hesaplaşamayan bir toplumun yeni bir medeniyet kurmaktan söz etmesi anlaşılabilir olmaktan uzaktır. Bugünün dünyasını büyük ölçüde ideolojik ve seküler mutlakıyetçilik belirliyor. İdeolojik ve seküler mutlakıyetçilik, alternatif rejim seçeneklerini tartışmayı bile imkansız kılıyor. İdeolojik ve sükeler mutlakıyetçilik, her hangi bir ülkeyi ve halkı kendi mülkü gibi gören, hukukun değil, kişisel liderlik ya da ailenin yönetimini demokratik olmayan, otoriter yönetimler olarak tanımlarken, gerçek otoriteryanizmin, farklı bir modelin hayata geçirilmesine izin vermeyen, tekçi bir model olarak Batı tipi demokrasileri dayatan, bütün insanlığı kendi mülkü gibi gören, Avrupa merkezci kolonyalist ideolojik-seküler mutlakıyetçilik olduğunu hatırlamak istemiyor.


 Okunma Sayısı : 2426

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 962808

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.